İran – Tahran

Kasım 2013’te arkadaşım Alireza’yla İran’a gittim. İran seyahatimi anlatan bu yazıyı aslında eski blogumda yayınlamıştım, ama bu blogu açınca buraya da almak istedim.


Ali’lerin evi Tahran’ın kuzeyinde Farmaniyeh diye bir bölgede. Etrafta hep süper lüks apartmanlar var, insanlar da daha açık ve Avrupai giyimli. 4 günlük tren yolculuğundan sonra evde duş alıp kahvaltı yapınca kendimizi yeniden doğmuş gibi hissettik. Kahvaltıdan sonra para bozdurup taksiyle Gülistan Sarayı’na gittik. Muharrem ayı nedeniyle her yere Kuran’dan hadisler asmışlar.

11

1

Gülistan Sarayı şehrin tam merkezinde, ufakça bir bahçenin içinde yer alıyor. Aslında Safeviler zamanında yapılmış ama içinde büyük ölçüde Kaçarların etkisi var. Sarayın çeşitli yerlerindeki ayna işlemeleri ile Şems-ül İmare kelimenin tam anlamıyla büyüleyici. Sarayın içindeki mobilyalar ise çoğunlukla Avrupa etkisinde.

7

12

9

10.

Sosyal medyada oldukça ses getiren Nasreddin Şah’ın bıyıklı eşlerinin fotoğraflarının yer aldığı haremi de Gülistan Sarayı’nın içinde gezebiliyorsunuz. Güzellik anlayışının yüzyıllar içinde bu kadar değişmesi gerçekten enteresan, fotoğraflardaki bütün kadınlar Pala Remzi gibi! Merak edenler için onedio linki.

13

3

10

Sarayın kocaman bahçesi de en az binaların içi kadar güzel. Saray Tahran’ın göbeğinde, en kalabalık yerinde olunca Tahranlılar da bahçeye kaçıp nefeslenmeyi tercih ediyorlar. Bahçede resim yapan sanat öğrencisi kızlarla nöbetçi askerlerin flörtünü izlemek pek hoştu.

2

5

 

4

6

Bu arada İran’da bütün müzelerin yabancılar için giriş ücretleri, İranlılar için olan ücretlerin 5 katı. Biz tabii ki Ali’nin dil dökmeleri, benim de örtününce tam bir İranlıya benzemem sayesinde tüm müzeleri İranlı tarifesinden gezdik.

14
Gülistan Sarayının önünde ben ve Lauréne

Gülistan Sarayından sonra öğle yemeği icin Bazaar-ı Bozurg’a (Büyük Çarşı) gittik. Çarşıdaki bir seyyar satıcıdan Behrengi’nin Pancarcı Çocuk hikayesinden aklımda kalan haşlanmış pancarlardan ve tuzlu, acı biberli servis edilen haşlanmış bakladan aldık. Biraz çarşıyı gezdik; ayakkabı, tekstil, altın, halı çarşıları hep ayrı ayrı. Bazaar İran ve Tahran ekonomisinin kalbiymiş ve bütün dükkan sahipleri milyonermiş; salaş kılık kıyafetlerine bakma dedi Ali.

16
Pancar ve bakla satıcısı
17
Tahran sokaklarında baloncuklar
15
Tahran’da sokak satıcısı

İran mutfağına aşığım, bizim damak tadımıza çok uygun. Yüzyıllar süren kültür alışverişimizin doğal sonucu olarak birçok lezzet oldukça tanıdık, ama İranlılar bize göre başta safran olmak üzere çok daha farklı baharatlar ve meyveleri de yemeklerinde bolca kullanıyorlar. Hangi Tahranlıya nerede yemek yiyelim diye sorsanız Moslem der. Biz de çarşıda biraz dolaştıktan sonra burada zar zor bir masa bulup chelo kebap ve zereshk-polo yedik. Chelo kebap bol pilav üzerinde bir Adana kebap benzeri şiş, bir de dövülerek inceltilmiş kuzu şiş olarak geldi, ikisi de çok güzeldi. Zereshk-polo’yu Tahran’a gelirken trende de yemiştik ama buradaki tabii ki bambaşkaydı. Bol safranlı pilav üstüne 2 tane kocaman kemikli tavuk, üzerine bizim trendeki yastıklardan daha büyük Tahchin denilen pirinçten yapılmış ve dibi tutturularak çıtır hale getirilmiş bir çeşit kek, onun üstünde de bol miktarda zereşk denilen kırmızı meyveler ve antepfıstığı ile geldi, harikaydı. Ali bu defakinin kalitesini çok beğendi, mest oldu. Yemeklerin yanında da kaşık salata, sarımsaklı yoğurt ve nar ekşili zeytin söyledik ve içinde kurutulmuş otlar olan nefis bir ayran içtik. İran’da her yerde yemeklerin porsiyonları inanilmaz büyük ve İranlılar hapır hupur götürüyorlar ama obez insan yok denecek kadar az. Moslem’de bu kadar yemek Türk parasıyla toplam 10 lira tuttu (Kasım 2013).

18
Ali çok mutlu

Bazaar’dan taksiye atlayıp Reading Üniversitesi’nden arkadaşımız Amir’le buluşmaya gittik. Amir’in arabasıyla kız arkadaşı Mitra’yı ofisinden aldık, hep beraber Tahran’ın en kuzey ucunda Demavend dağının eteklerinde bir sayfiye yeri olan Derbent’e gittik. Ortadan bir nehir akıyor, yanda da sağlı sollu restoranlar, çay ve nargile bahçeleri var. Restoranların birinde çay içtik, sohbet ettik. Etrafta hep çok süslü kızlar, en güzel kıyafetlerini giymiş erkekler vardı, belli ki Derbent Tahranlı gençlerin sosyalleşme yeri.

19
Derbent’te Ali, ben, Lauréne, Mitra ve Amir

20

Ertesi sabah kahvaltıda günün planını yaptık. İranlılarin kahvaltısı bizimkine benziyor, bu da beni çok mutlu etti. Tipik bir kahvaltıda pide gibi bir ekmeğin yanında yağlı beyaz peynir, marmelat, tereyağı, ceviz ve üzüm yiyorlar, yanında da bol bol çay içiyorlar. Çayın içine tarçın çubuğu attıklarından çok hoş bir aroması var. Genelde şeker kullanmıyorlar ama kullanırlarsa da ya kıtlama içiyorlar, ya da bir çubuğun etrafında kristalleşmiş sert sarı bir şekeri çayın içine daldırıp biraz bekletiyorlar.  İran’da da çay içmek en az bizdeki kadar önemli bir ritüel, güzel çay yapmayı çok önemsiyorlar ve misafire hemen çay ikram ediyorlar.

Kahvaltıdan sonra Sadabad Sarayına gittik, bu saray en son hanedan olan Pehlevi’lerin oturduğu yermiş. Gülistan Sarayından çok daha etkileyici bana göre. Yeşil Saray dedikleri yazlık saray ve Beyaz Saray dedikleri ama yapının dışında yan binalara da askeri müze, su müzesi, minyatür ve kaligrafi müzesi gibi işlevler vermişler.

21

İran mimarisini tek bir sözcükle özetlersek şatafatlı diyebiliriz. Yeşil Saray minik ama gerçekten çok güzel bir yapı, aynı Gülistan’daki gibi duvarlarda ve tavanda aynalı işlemeler var, perdeler gümüş sırmalı, mobilyalar yine Avrupa etkisinde. Koridorların ve yatak odalarının duvarları Missoni’nin desenlerine benzeyen kumaşlarla kaplı. Beyaz Saray çok daha modern, 1930’larda yapılmış ama mobilyalarında 70’ler etkisi var. Giriş katını ve birinci katı gezdik ama Farah Diba’nın dairesi olan bodrum katı restore edildiği için kapalıydı.

23
Yeşil Saray

Sadabad Sarayında beni en çok etkileyen yer Behzad Müzesi oldu, minyatür sanatçısı Hossein Behzad’a adanmış, gerçekten harika eserleri var. Askeri müze ve su müzesini  de gezdik, su müzesinde genç bir rehber kız çok düzgün bir İngilizceyle ve büyük bir hevesle eski çağlardan beri İran’da su dağıtımının nasıl yapıldığını anlattı.

22
Beyaz Saray’ın önündeki Rıza Şah heykelinin üst kısmı devrimden sonra kesilmiş, sadece bacakları kalmış

24

Saraydan çıkınca Tajrish’e gittik, salaş bir lokantada Aş ve Halim denen yemekleri denedik. Bunlara koyu kıvamlı çorbalar denebilir. Erişteli aşın içinde ıspanak, yeşil mercimek, erişte, fasulye, ekşitilmiş yoğurt ve naneli yağ var. Halim koyu kıvamlı, iyice incecik tiftiklenmiş kuzu eti, buğday ve sütle yapılıyor, üzerine şeker, susam ve tarçın koyuyorlar. Diğer aş da bu ikisinin karışımıymış ve içinde başka birşeyler daha varmış. Halim’i pek sevmedim ama diğer ikisine, özellikle de erişteli aşa bayıldım, gerçekten her gün yesem bıkmam.

İran’da her köşebaşında sıkma meyve suyu satan büfeler var, meyve suları çok lezzetli ve ucuz. Akşam Derbent’e giderken de bu meyve sularından içmiştik, bir de macun diye bir şey aldık, ben Türkiye’deki macun gibi olduğunu düşünüp doğal viagra dedim çok güldüler ama karşımıza kremalı, çikolatalı, muzlu, jöleli, fındık fıstıklı, dondurmalı kocaman bir tatlı çıktı. Eminim bunun da bir viagra etkisi vardır 🙂

25
Muharrem ayı nedeniyle asılan flamalar ve Tahran’ın motorsiklet trafiği

Tajrish’ten metroya bindik, İstanbul metrosu gibi yeni ve hızlı ama İstanbul’dakinden çok daha büyük bir alana hizmet veriyor. Metroda yine 2 genç çocuk Ali’ye bizimle ilgili sorular sordular, metrodaki herkes de büyük bir ilgiyle dinledi. Hiç gereği yokken kendimizi star gibi hissettik. Zaten çocuklar da biz Sadabad Sarayında gezerken dizi çekiyorlarmış, bizi de figüran olarak kullanmışlar.

İran’da yabancılara karşı çok büyük bir merak ve ilgi var, Türklere karşı daha da bir muhabbetliler. Tahranlıların yaklaşık %70’i Azeri kökenliymiş. Gittiğimiz her yerde İngilizce konuştuğumuzu duyan herkes Ali’ye bizim nereli olduğumuzu, neden İran’a geldiğimizi, nasıl yanımızda kocamız olmadan kadın başımıza seyahat edebildiğimizi, (bana) Ali’yle neden evlenmediğimi, Londra’da hayatın nasıl olduğunu ve nasıl oraya gidebileceklerini sordular. Dilleri döndüğünce bizimle İngilizce ve Türkçe konuşmaya çalıştılar.

26

Metrodan İmam Humeyni istasyonunda indik, koşa koşa çok merak ettiğimiz Mücevher Müzesi’ne gittik ama kapanma saatine yakın olduğu için bizi içeri almadılar. Ali adamlarla tartıştı, doğru düzgün turist gelmeyen bir yere kırk yılın başında gelen turistleri içeri almamalarına çok sinirlendi. Yapacak bir şey yoktu, biz de tekrar çarşıya gittik, alışveriş yaptık. Lauréne renkli bir eşarp aldı, ben bir masa örtüsü, safran ve çay yapmak için kurutulmuş mavi çiçekler aldım. Çarşılarda bizde olmayan erik ve kırmızı meyveler var, iğde, hurma, ceviz ve antepfıstıkları da çok güzel. Bunlardan bol bol almak lazım. Zaten bütün bunları yanyana rengarenk dizince görsellik de muhteşem oluyor, her şeyi almak istiyorsun. Biz ufak ufak her şeyden tadarak epeyce vakit geçirdik, sokak satıcısının birinden de tadımlık şişte ciğer ve böbrek aldık.

27

Amir ve Mitra işten çıkınca bizi Hani Parseh diye bir restorana götürdüler. Buranın içi çok şatafatlı döşenmiş ama yemekhane gibi tepsilerle gidip yemeklerini seçip kasada ödüyorsun. Biz mümkün olduğunca çok şey denemek icin Baghla-polo (dereotlu ve baklalı pilav), Zereshk-polo, safranlı pilav, Tebriz köftesi (mercimekli ve pirinçli, ortasında erik olan büyükçe bir köfte), aloo sabzi (erikli ve kuzu etli sebze yemeği), ghormeh sabzi (kuzu etli ıspanak), fisuncan (nar ekşili tavuk), bademcan (tavuklu patlıcan) ve önceki gün deneyip çok sevdiğimiz nar ekşili zeytinlerden aldık. Hepsi çok lezzetliydi ve yine kişi başı 10 lira gibi komik bir para verdik.

29
Çarşaflara dikkat

Yemekten sonra Milat Kulesi’ne gittik, burası televizyon kulesi olarak tasarlanmış, içinde restoranlar, dükkanlar ve toplantı salonları var, ama yapışının en büyük amacı devrimden sonra Azadi Kulesi’nin yerine Tahran’a yeni bir sembol kazandırmakmış. Milat Kulesi dünyanın en büyük 6. televizyon kulesiymiş, 450 metre yüksekliğinde, asansörle 200 küsür metredeki seyir terasına 40 saniyede çıkılıyor; adamlar epeyce para akıtmışlar ama etkileyici bir kule olmuş. Tepeden manzara çok güzel, zaten Tahran gece daha güzel bir şehir oluyor. İçerideki hediyelik eşya ve halı dükkanlarına biraz baktık, sonra hediyelik bir şeyler alıp evlere dağıldık.

28
Milat Kulesi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s